15 Ocak 2018 Pazartesi

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ BİZLERİ NASIL CİMRİ YAPIYOR?



Şimdiye kadar bloğumda yazdığım yazılarda, güneş gözlüğünün bir çok farklı alandaki etkisini içeren akademik araştırmalara yer vermeye çalıştım.
Örneğin, güneş gözlüklerinin bizi neden daha çekici gösterdiğinden, koyu lensli güneş gözlüklerinin hanımefendilere neden daha fazla 'hafif meşrep' bir imaj verdiğine kadar önüme çıkan bir çok ilginç konuyu, kendi yorumlarımı da ekleyerek sizlerle paylaşmaya çalıştım. Gözlüğüm Şekil Önümden Çekil ve Güneş Gözlükleri Bizi Neden Daha Çekici Yapar?başlıklı yazılarımda, güneş gözlüklerimizin yüz iskeletini tekrar tanımladığını ve lens renklerinin önemi gibi konularda düşüncelerimi ve destekleyen araştırmaları paylaşmıştım.
Bu seferki konumuz da bir o kadar ilginç; 'Güneş gözlükleri ahlak bilincimizi değiştirebilir mi?'



2010 yılında, University of Toronto tarafından yapılan ve güneş gözlüğü takmanın ahlaki davranışlar üzerindeki etkisini araştırmak için yapılan çalışmada seksen deneğin yarısına güneş gözlüğü verilirken, diğer yarısına da numarasız şeffaf lensli gözlükler verildi.
Psychology Today dergisinde yayınlanan araştırmayı yapan Chen - Bo Zhong ve ekibi, grup üyelerine paylaşmaları için üye başına 6 USD verdi. Yabancılara yardım etme odaklı araştırmanın sonuçları hayli ilginçti. Güneş gözlüğü takanlar ortalama 1.81 USD yardım yaparken, şeffaf gözlük takanlar ortalama 2.71 USD yardımda bulunmuşlardı.
Peki bunun sebebi neydi?


Kuboraum

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, güneş gözlükleri aslında bir nevi maske görevi görmekte. Kuboraum gibi ünlü markaların gözlüklerini 'maske' olarak tanıtmaları zaten bu algıda yalnız olmadığımızı gösteriyorlar. Maskelerle ilgili yapılmış bir çok tarihi bilgi ve araştırma var. Geçmişte maske takan devlet görevlileri yasaları çiğnemeye başlayınca, Papa III. Innocent zamanında maske kullanımı yasaklanmış.. Bir araştırma ise hayli komik. Cadılar Bayramı'nda maske takan çocuklar, maske takmayan çocuklara göre daha fazla şeker istemişler, yani tam anlamıyla 'yüz'süzleşmişler :)
Evet, güneş gözlükleri maske görevi görmelerinden dolayı bizi deyim yerindeyse daha yüzsüz ve isimsiz yapıyorlar, daha fazla güvende hissetmemize yol açıyorlar. Eminim şu anda bu yazıyı okuyan çoğu kişi, vakt-i zamanında güneş gözlüklerini takarak bir kişiye bakmışlığı vardır :) Özellikle koyu lensli güneş gözlükleri bize bir nevi 'görünmezlik' kazandırdığı için, bizler güneş gözlükleriyle normale göre daha rahat olabiliyoruz. Biliyorsunuz gözler yalan söylemiyor. Dolayısıyla güneş gözlükleri bizi göz kontağından koruyor ve biz dürüstlük konusunda biraz daha rahat geri adım atabiliyoruz.
Yukarıdaki araştırmada güneş gözlüğü takanların cimrileşmesi bu yüzden.
Bu arada koyu lensli gözlüklerin bizi görünmez yaptığı için karşıdaki kişide daha az güvenilir bir algı oluşturduğumuzu, bu yüzden de önemli biriyle konuşurken gözlüklerimizi çıkararak göz kontağı kurmaya çalışmamız gerektiğini de unutmayalım.


Aynalı gözlüklerin sırrı

Araştırmayı yayınlayan newrepublic.com, ilginç tahlillere de yer veriyor. Philip Zimbardo tarafından 1971 yılında Stanford Üniversitesi'nde yapılan araştırmada, 24 fiziksel ve beyinsel olarak normal olan deneklerin yarısına (bodrum katına kurulan hapishanede) mahkum, yarısına da gardiyan gibi davranma görevi veriliyor. Araştırma, süresi dolmadan sona eriyor çünkü mahkumların psikolojisi zedelenirken, mahkum rolü oynayanlar canavarlaşıyor. Sadist davranışlarda bulunmaya başlıyorlar.
Günümüzde ise bizi bu davranışlara itebilecek güç güneş gözlüğü, yazıya göre özellikle aynalı güneş gözlükleri. Çünkü bize gardiyan rolü veriyorlar, kendimizi bu gözlüklerle daha güvenli ve 'görünmez/isimsiz' hissedebiliyoruz.




Güneş gözlüklerinin etkileri konusunda bakalım daha ne gibi araştırmalar okuyacağız. Güneş gözlükleri bizi biraz daha fazla 'ahlaksız' yapıyor mu bilmiyorum, gerçi yukarıdaki araştırmaya göre öyle, ancak benim kafamda da güneş gözlükleriyle araştırılmasını istediğim bir kaç konu var.. Örneğin güneş gözlükleri ve altın oran konusunda ciddi bir beklenti içindeyim en kötü kendim bu konuda bir araştırma içine gireceğim.  Yaparsam sonuçlarını bildiririm :)
Siz siz olun gözlüklerinizi ciddiye alın diyor, saygılarımı bildiriyorum..

6 Ocak 2018 Cumartesi

CEM YILMAZ FİLMİ NEDEN İZLENMELİ?



Son günlerin en çok konuşulan filmi AifV216 dün itibariyle gösterime girdi. Cem Yılmaz'ın 'en iyi filmim' dediği ArifV216, ilk gününden salonları doldurdu. Filmi ilk görenlerden ve minik bir gözlük katkısında bulunduğum için yakından takip edenlerden olarak, ArifV216 hakkındaki yorumlara da göz atma ihtiyacı içine girdim.
Film genel olarak çok beğenilse de, bazı yorumlar benim bu yazıyı yazmama neden oldu, kendi çapımda ArifV216 filmi neden izlenmeli sorusuna cevap vermeye çalıştım.



ArifV216 eklektik bir film. Yani komedi de diyebilirsiniz, fantastik de, bilim kurgu da, dönem filmi de. Sevgili Cem Yılmaz'ın da belirttiği gibi artık kendisinden safi komedi beklememek gerekiyor, film bazı göndermelerde de bulunuyor, anlayana..



Komedi yapmak zor ancak Cem Yılmaz gibi bir insan için çocuk oyuncağı. Cem'i üniversite yıllardan tanıyorum yani yaklaşık 20 yıl öncesinden bahsediyoruz. O dönem Leman'da çizen Cem Yılmaz, zaten sanatçı kişiliğini yeteri kadar yansıtıyordu, komedi zekasını da. Tahminim, hepimizin aslında içten içe alay ettiği, aşağıladığı, dalga geçtiği özetle egomuzu tatmin eden ve bize kendimizi iyi hissettiren karakterler yaratmak Cem'in en kolay yapacağı iş. Çünkü o çok zeki, her şeyin ötesinde de iyi bir gözlemci. Yani istese, şu andaki filmlerinin gişesini kat kat geçecek ancak filmi izleyenlere bir kaç saat gülmek haricinde hiç bir şey vermeyecek bir takım kişilik güzellemeleriyle dolu filmleri peş peşe yaratabilir. Ancak o bu yolu özenle seçmiyor, filmlerine emek ve altyapı katıyor. Gördüğüm kadarıyla da bu açıdan eleştiriliyor. Yorumlarda rastladığım 'Güldük ama az' ya da tam tersi 'Çok güldük, gene gideceğim' yorumları bence asla gerçeği yansıtmıyor. Cem Yılmaz filmlerine artık gülmekten daha fazla tecrübeler yaşanması için gidilmesi gerekiyor.. Biraz da sanat, kurgu, sanat yönetimi, ekip çalışması, bütçe vs gibi faktörleri de göz önüne almak gerekiyor..



ArifV216'nın konusu az çok belli. Sanırım hepiniz hakimsinizdir. Filmin ön plana çıkan bölümü Yeşilçam'ın unutulmaz isimlerine de sahip çıkmak. O yüzden filmin bir çok yerinde, önlerinde saygıyla eğildiğimiz, özlediğimiz, tüylerimizi diken diken ettiren Ayhan Işık, Sadri Alışık, Zeki Müren gibi isimler muhteşem bir oyun, kostüm ve ağızla beyaz perdeye yansıtılmış. Bu çok önemli çünkü benzer denemeler daha önce yapılmış olsa da bu kadar gerçek bir oyuna günümüzde az rastlanıyor.. Farah Zeynep Abdullah, Ajda Pekkan rolünde, Şükrü Özyıldız Ayhan Işık rolünde muhteşem. Zeki Müren'i canlandıran Çağlar Çorumlu'ya zaten söz yok.. Benzer nice değerli isim filmde saygıyla anılıyor.. Bu büyük isimlere zarar vermeden komedi yapmak o kadar zor bir iş ki... Cem Yılmaz bunu fazlasıyla başarmış, Zeki Müren'i filminde gerektiği kadar, tadında ağırlamış. Birbirinden tanınmış oyuncuların da katkısı tabi ki çok büyük..





Yorumlarda diğer dikkatimi çeken bir konu da, filmde az eğlendiğini iddia eden bir takım izleyicilerin, diğer izleyiciler tarafından 'Senin eğitim, görgün ne ki zaten filmi anlayacaksın, Cem Yılmaz filmi izlemek için zeka lazım' gibi aşağılanmaları.. Cem'i anlamak için çok zeki olunması gerektiğini düşünmüyorum. Espriler de anlaşılmayacak entellektüelite düzeyinde değil. Ancak başta da bahsettiğim gibi artık Cem Yılmaz filmlerine sadece hönküre hönküre gülmek için değil, biraz sanat ve emek görmek için gidilmeli.. Sadece 'Acaba ne zaman güleceğiz?' yerine kendimizi filme vermeli, sahneleri, oyuncuları, ışığı, konusunu, anlatılmak isteneni görmeye çalışmalıyız..




ArifV216 son yıllardaki en büyük prodüksiyonlardan biri.. Yapım bütçesi eminim bir çok filmi oldukça geride bırakmıştır. Saygı duymak gerektiğini düşünüyorum. Bence Cem'in en çok istediği ve beklediği şeylerden biri bu. Filmde de zaten bunu oldukça hissediyorsunuz.  Büyük bölümü 1969 senesinde geçen filmdeki insanların kıyafetleri, davranışları, o artık iyice kaybolan İstanbul ağzıyla yapılan beyefendi ve hanımefendi konuşmaları bizlere 'Nerde o eski günler?' diye sorduruyor. Bence filmin ana mesajlarından biri de bu.. O eski dönemlerin saygı, nezaket ve zarafeti iyice hissettiriliyor.



Özetle ArifV216 bir komedi değil. 120 dakika gülmek isteyenlerin beklentisini karşılayacağını hiç düşünmüyorum..  Bundan sonra da herhangi bir Cem Yılmaz filminde, safi güldürme ve kese doldurma amacının olmayacağını, daha değişik beklentiler içinde çekilen filmler izleyeceğimizi düşünüyorum. Son film zaten bunun bir göstergesi. Cem Yılmaz gibi beyinlere her zaman daha fazla destek vermemiz gerektiğini, biraz da sanatçıyı anlamak için filmler değerlendirmemizi umut ediyor, filmi izleyenlerin yorumlarını bekliyorum.

1 Ocak 2018 Pazartesi

TİN TİN TİNİMİNİ HANIM - 2018 GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ TRENDLERİ

Rihanna ve Andy Wolf gözlükleri

Mini gözlükleri, kulakları çınlasın bu sene hayatımıza Rihanna hanımefendi soktu.
Cannes Film Festivali galasında Andy Wolf gözlükleri ilk taktığı zaman instagram hesabımdan "Korkarım yeni bir moda geliyor" demiştim.
Geldi de.
*
Minik yuvarlak ve cateye gözlükler (özellikle yakın okuma gözlüğü formundakiler) 2018 senesinde hayli moda olacak.
Bu trendi koklayan markalar, bu modellerde koleksiyon çıkarmaya başladı bile.
Minik minik gözlükler evet güneşten tabi ki korumuyorlar ancak hep anlatmaya çalıştığım gibi güneş gözlüklerinin bir görevi de; önemli bir moda aksesuarı olmaları...
*
Minik gözlüklerin trend olacağının ilk sinyallerinden birini de geçtiğimiz aylarda ünlü model Bella Hadid verdi aslında.
Sevgili dostum Vidal Erkohen'in bebeği RVS Eyewear'ın Palladium modelini takan ünlü manken Bella Hadid'in gözlüğü o kadar ilgi beğenildi ki, benzer modeli bir çok markada görmeye başladık.


Bella Hadid ve RVS Palladium gözlükleri

Aynı gözlüğü Kendall Jenner de takınca, model tabi ki bir çok markanın dikkatini çekti. Ve ufak gözlüklerin hayatımıza girmesi kaçınılmaz oldu. 

Kendall Jenner ve RVS Palladium gözlükleri

Bu tür modelleri en çok üreten markalardan biri Roberi and Fraud..
Roberi and Fraud, mini gözlüklerde iddialı bir isim ve bu modeli trendleştiren Bella Hadid'in de en sevdiği markalardan bir tanesi.
Ünlü model, kendi adına çıkan işbirliği gözlükler olsa da, minik oval modelin koyu renklisini çok beğenmiş olacak ki bir dönem gözünden çıkarmadı.


İsmine gözlük çıkan Bella Hadid, Roberi & Fraud gözlükleriyle..


Gentle Monster son yıllarda gözlük modasında çığır açan ve modelleriyle oldukça iyi çıkış yakalayan markalardan bir tanesi. Koreli marka, aykırı tasarımlarıyla her daim dikkat çekmeyi başarıyor.

Gentle Monster'ın SSense gözlükleri


Gentle Monster, Ssense kapsül koleksiyonu gözlükleriyle hem küçük oval hem de dikdörtgen gözlükler üretmiş. Bu koleksiyonda lens renkleri flu tonlardan fotoğrafta gördüğünüz kırmızıya kadar gidiyor.
*
Garip diyebileceği modelleriyle tanınan ve adından hayli söz ettiren diğer markamız Traction Products da koleksiyonuna mini modelleri ekleyenlerden. Minik renkli asetatları aynı ton, açık, ve yarım tıraşlı lenslerle kombinleyen TP, saplarda da desenlerle hareket tercih etmiş.


Traction Products


Mini gözlüklere koleksiyonunda  yer veren diğer markamız ise, George Keburia.. hafif kelebek küçük asetatlar ve oval metaller, markanın bu seneki tasarımlarında önemli bir yer kaplıyor. 


George Keburia'nın tortoise cateye asetatı

Keburia'nın bu modeli bir çok Hollywood ünlüsünün yüzünü süslemeye başladı.
Farklı renkte asetatlara yer veren markanın lens renkleri de çeşitlilik gösteriyor. En çok ilgi çeken renklerden bir tanesi fotoğrafta gördüğünüz tortoise desenli olanı..
*
En dikkat çeken mini gözlükler ise kesinlikle Adam Selman ve Les Specs markasından..
Cateye formundaki kalın çerçeveler, koyu lenslerle tamamlanmış. Ancak tüm koleksiyon koyu renklerde değil, kırmızı örneğin markanın en göze çarpan renklerinden...


Gigi Hadid Le Specs x Adam Selman'ın kırmızısını tercih etmiş.

Tabi ki ünlü modaevleri de tabi ki bu akıma karşı boş durmadı. 2017'de düzenlenen moda haftalarında koleksiyonlarını tanıtan modaevleri, küçük gözlükler de üretti. Bu trendi koklayan markalardan bir tanesi Prada.

Prada'dan mini cateye

Prada 2018 İlkbahar Yaz defilesinde mini gözlüklere yer ayırdı. Futuristik tasarımlı mini gözlükler Prada'nın yeni koleksiyonunda heyecan yarattı.

Trendi yaratanlardan bir tanesi de yukarıda bahsettiğim gibi Kendall Jenner. Jenner trendi yaratmakla kalmadı akılı davranarak kız kardeşiyle yarattığı Kendall & Kylie gözlük markasına da modeli ekledi. Modelin kırmızı dahil olmak üzere bir çok rengi var..

*

Benzer modelleri üreten markaları devam etmek mümkün.. Özellikle önümüzdeki günlerde bir çok markanın bu modellere yöneleceği aşikar.. Mini gözlükler tabi ki sadece aksesuar ve bu akım bu yaz kendisini iyice hissettirecek..
Bakalım daha neler göreceğiz diyerek hepinizi saygıyla selamlıyorum.

16 Aralık 2017 Cumartesi

AHLAK


'Ahlak' oldukça sık kullandığımız ancak çok da derinine inmediğimiz bir kavram bence..
Çok yüzeysel olarak algıladığımızı düşündüğüm, pratikte sınıfta kaldığımızı hissettiğim kişisel gelişimimiz için çok önemli bir kelime;
Ahlak..
*
'Ana Haber Bültenleri ve Etik' konusunda yazdığım doktora tezinde toplumların zaman içinde 'etik' ve 'ahlak' kavramlarına bakışları konusunda derin bir araştırma yapmıştım, amacım bu yazıda tarihin derinliklerinde gömülmek değil, kendime göre 'ahlaklı' olmanın tanımını yapmak.
Yani bana göre ahlak ne demek..
*
Bazı kavramları, Allah'ın içimize doğuştan verdiğini düşünenlerdenim.
İyilik ve Kötülük gibi..
Yin Yang..
Tercih bizim..
Yani aslında bizler çoğu durumda iyilik yaptığımızı düşünürken kötülük yaptığımızı biliyoruz, bilerek yapmaya da devam ediyoruz ama bilmemezlikten geliyoruz..
Kendimizi kandırmayalım..
Örneğin bir arkadaşımız ya da sevdiğimiz için kendimizi paralıyoruz, aslında ilgisini çekmeye, hayatında yalnız ben olayım diye çabalıyoruz, sahip olmaya çalışıp bencil davranıyoruz, ama aynı ilgiyi karşıdan göremeyince de o kişiyi anında nankör ilan ediyoruz..
Nefret kusuyoruz.
Biz iyi, o kötü oluveriyor birden..
Ne kadar da hızlı renk değiştiriyor sevgimiz?
*
Çoğumuzun içinde her zaman bitmek bilmeyen bir vicdan azabı var, bazen sebebini bile bilemiyoruz ama hissediyoruz..
Biz bu kadar iyi davranırken neden bu garip duyguyu hissediyoruz?
Neden içimizde bir şeyler hala tam anlamıyla doğru değil? Bir bit yeniği oluyor..?
Tabi ki özellikle isteyerek ve bilerek -tersini iddia edip kendimize bile dürüst olamasak da- kötülük yaptığımızda daha çok devreye giriyor bu azaplar..
Peki birine karşılık bekleyerek iyilik yaparken aslında ne kadar da kötü davrandığımızın farkında mıyız?
Diyebiliriz ki ben çok kötülük yapmadım ama gene de vicdan azabı hissediyorum.
İşte bu yazıda biraz buna değinmek istiyorum, birilerini kötü hissettirmediğinizden, aslında o kişi hakkında gerçekten de olumlu düşüncelere sahip olduğumuzdan emin miyiz?
Aynayla günde kaç dakika konuşuyoruz? Yüzleşiyoruz?
Ne kadar 'ahlak' kelimesinin anlamına vakıfız?
Hepimiz sütten çıkmış ak kaşık mı oluyoruz bu durumda?
Ne kadar gerçeğiz?
Ne kadar gerçekçiyiz?
*
Bariz 'ahlak'sızlıktan bir örnek.
Geçtiğimiz günlerdeki bir seyahatimden dönerken, taksi şoförünün 50 TL yerine 5 TL verdiğimi iddia etmesi ve benden 50 TL daha istemesi.
Bu kişiler hakkında hiçbir şey yapılamayacağını ve her türlü kötülüğü bekleyebileceğimizi düşünüyorum. Bulaşmamak lazım. Zaten kişisel muhakemesini kaybetmiş, çalmayı adet edinmiş.
Hayat ona çok zor..
Kendini kandırmaya devam etsin..
*
Peki ya dünyanın en ahlaklı insanları geçinen, paketi ışıl ışıl ama içi boş uyuyan güzelleri?
İşte en korktuğum onlar..
Şekilde ahlaklı görünen, sosyal medyada Dede Korkut geçinen, 'hayırlı' kelimesini ağızlarına sakız yapmış aslında kendilerine bile hayırları olmayan insanlar bunlar..
*
Dörtlülerini açıp her yere park edebileceğini düşünen, sırada önünüze geçen, özürlü mal satan, LV çantasını yüzümüze çarpan, hesap eksik geldiğinde sevinen, balkondan çöp atan, garsonu aşağılayan..
Hatta kopya DVD alan, izinsiz müzik indiren..
İnanır mısınız kopya DVD almak gibi basit hırsızlığı bırakalı yıllar oldu.
Evet basit hırsızlık, gerçi hırsızlığın büyüğü küçüğü olmaz ama kopya DVD almak bariz bir emek hırsızlığı.. Angelina Jolie'nin milyonlarca doları olması, yönetmenin dünyayı kaldırması bizi ilgilendirmez, önemli olan o insanların emeğini kullanarak, karşılık ödemeden kendimizi eğlendirmemiz..
Ne kadar ahlaklı bir davranış değil mi? Hangimiz yapmıyorum diyebiliriz?
Bir konsere gidip, bilet almadan da giriyor muyuz? Ya da bir tiyatroya...
Dükkanlardan CD de çalıyor muyuz?
*
Başkalarına göre yaşayanlar..
Onay bekleyenler, onaylanayım derken aynı fabrikadan çıkmış gibi görünen, seyrettiği dizinin ahlak anlayışını kendi hayatının her alanına yayanlar..  Bir de bunu hayatın kuralı, takdir-ilahi sananlar..
Aşk-ı Memnu kahramanları, her zaman kaçan Behlül.. Para peşinde koşan Bihter..
Hangimizin hayatında yok?
Bir dostunun sahip olduklarına gözünü diken, onun gibi olmaya çalışan, onun evinde, hayatında, hayatındakilerde, sevdiklerinde, gözü olan..
Onun adına sevinemeyen, gurur duyamayan, mutlu olamayan...
Sahibi olduğum işyerinden bir alışveriş bile yapamayan, elleri titreyen, benzer bir başka müesseseden aldığını ise gözüme gözüme sokan çok dost gördüm ben :)
*
Sosyal medya olumluları...
İşte diğer en bayıldıklarım..
Hayatında olumsuzluk saçan, her şeyinize kusur bulan, her daim kurban arkadaşlar..
Hayat nedense hep onlara adaletsiz davranır, yazıktır onlara, hepimizin onlar için bir şey yapması gerekmektedirler..
O kadar olumlulardır ki bu yüzden başlarına gelmedik kalmaz..
Sosyal medyalarında ise durum bambaşkadır.. Yüzleri gülücük saçar, selfie üstüne selfie paylaşırlar, her yere giderler, gidemeseler de onun bunun fotoğrafını paylaşırlar..
Sizle yarışmazlar sözde, mutsuzluklarının sebebi siz değilsinizdir.
Dedim ya kurbandırlar zaten, hep beraber üzülmeliyizdir onlara...
Peki bu sorunların arkasına saklanmak, devamlı ajitasyon içine girmek, istemek istemek istemek..
Hayatı kolay yaşamaya çalışmak değildir de nedir bu?
Başkalarını kullanmak, rahatsız etmek değil..
Ahlaksızlık hiç değil...
Değil mi?
Kuru iftira!
*
Sahte ürün alıp satanlar da bana ayrı haz veriyor mesela..
Hele toplumsal ticari etik anlayışımız on numara..
Uzun zaman emek, mesai, yaratıcılık, bütçe harcayan birinin yarattığı rüzgardan kendine ekmek çıkarmaya çalışan, ürünü ya da tasarımını taklit eden, bunu da utanmadan pazarlayıp satan...
Bu sahte ürünleri alıp, caddelerde kendini bile kandırarak salınıp, statü sağlamaya çalışan... Ben hırsızım, hırsızlığa ortak olmakta da bir kusur görmüyorum diyen ahlak kumkumaları..
Bakkalın yanına bakkal açan, isim ve vitrin taklit eden, kendisi olmayı beceremeyen 'insan' müsveddeleri..
Hep merak etmişimdir kazançları ne kadar hayırlı oluyor?
Hele bir de her Cuma sosyal medyalarından ahlak dersi verirken..
Acaba kendileri ne kadar inanıyorlar?
*
Yani..
Örnekleri sizin de katkılarınızla çoğaltmak mümkün..
Benim hayat tecrübem bir yere kadar, biriktirdiklerim boyumu aşmıyor ama..
Bu sahte ahlak anlayışımız artık beni çok yoruyor..
Hele kutsal değerleri kullanıp, minareyi kılıfına uydurduğunu sananlar..
Nerde kaldı insanlık dedirtiyorlar ama yalandan inanmak en güzeli sanırım.
Nasılsa bu dünyanın öteki dünyası da var,
Nasılsa hesap vermek cehenneme kalıyor..
E o zaman
Eller havaya kardeş, eyvallah Hocam!

5 Aralık 2017 Salı

GÖZLÜKLERİMİZİN ÖMRÜNÜ NASIL UZATIRIZ?




Artık hepimiz gerek numaralı gerekse güneş gözlüğü kullanıyoruz.
Kul yapısı gözlükler tabi ki zamanla harap oluyorlar, ya genişliyorlar, ya çiziliyorlar ya da üretildikleri maddeler zamanla yıpranıyor. Bu yıpranmada hatalı kullanımın da büyük payı var. Yani suç sadece gözlüklerde değil.
Peki biz devamlı yüzümüzde taşıdığımız gözlüklerimizin ömürlerini nasıl uzatabilir, aile ekonomisine nasıl katkıda bulunabiliriz?
Naçizane önerilerimi sizin için derledim:

Gözlüklerimizi kafamızda değil yüzümüzde taşıyalım.


İlk önerim adı üzerinde 'göz' için üretilen gözlüklerin gözümüzde taşınması. Bu önerim, gözlüklerini taç yerine kafalarına takan hanımefendilere.. Kafaya takılan gözlükler, ister asetat (nam-ı diğer kemik) ister metal olsunlar ne yazık ki genişliyorlar. Özellikle kafamızda direkt güneş ışığına maruz kalan gözlüklerimizin organik lensleri de genişleme yapıyorlar ve şekil değiştirip çerçevelerden çıkıyorlar. İşinin ehli ellerde gözlükler tekrar eski biçimine dönse de, çoğu zaman lensleri yenilemek zorunlu hale geliyor ve bu işlem gözlüklerin yıpranmasına yol açıyor.
Gözlüklere bulaşan saçımızdaki yağ da hesaba katıldığında yıpranma daha da artıyor.
Zaman zaman Fashion At Eye'da gözlükleri yüzlerinden önce kafalarında deneyen hanımefendilere rastlıyorum. "İlle de kafama gözlük takacağım" diyen bu hanımefendilere tavsiyem, taç yerine kullanmak üzere daha az maliyetli yedek güneş gözlükleri almaları :)


Gözlüklerimizi lensleri üste gelecek şekilde yere koyalım, kılıfında taşıyalım.





Gözlük en çok kaybolan nesnelerden. Bunun sebebi de özellikle güneş gözlüklerimizi yüzümüzden çıkardığımız zaman kılıfı yerine masanın üstüne ya da bir yere bırakmak. Çoğu zaman da gözlüklerimizi lensleri alta gelecek şekilde ters olarak bırakıyoruz, bu alışkanlık gözlük mağazalarında gözlük denerken de ne yazık ki doruğa çıkıyor.
Malumunuz artık mineral (gerçek cam) lensler piyasada yok gibi, bunların yerine bir çok marka organik lens kullanıyor ve bu lensler çizilmeye çok müsait. Dolayısıyla gözlüklerimizi devamlı korunaklı kılıfında taşımak ve illa ki masaya koyacaksak lensler üste gelecek şekilde koymak önem arz ediyor.


Parfüm, güneş yağı gibi maddeleri gözlüklerimizden uzak tutalım.




Yıl boyu üzerimize sıktığımız parfüm, kolonya ve yaz boyu kullandığımız özellikle sprey tarzındaki güneş yağları cildimizi korusa da gözlüklerimize zarar veriyor. Bu maddelerin içeriklerinde bulunan bazı kimyasallar özellikle metal gözlüklerin kaplamalarının atmasına ya da renk değiştirmesine yol açıyor. Artık birçok güneş gözlüğü markasının kullanım kılavuzunda bu konularda uyarılar olsa da çok dikkat edilmiyor. İster numaralı ister güneş gözlüğü olan, lensler zarar görüyor ve lenslerin üzerindeki UV ya da antirefle gibi bazı kaplamalarda zedelenme meydana geliyor.
Özellikle deniz kenarında gözlüklere kaçan minik kum tanelerine dikkat. Gözlüklerimizi iyice yıkayıp, kumdan arındırıp öyle silmekte büyük fayda var.

Gözlüklerimizi iki elle çıkaralım.


En büyük alışkanlıklarımızdan biri gözlükleri tek elle çıkarmak. Bunu şahsen ben de yapıyorum. Her ne kadar bazı gözlükler yaylı saplı olsa ve tek elle çıkarılabilse de, gözlüklerimizi iki elle çıkarmaya özen gösterelim. Tek elle çıkarılan gözlüklerin zamanla saplarında aşınma meydana geliyor ve vidalarının genişleyip zamanla çıkmasına ya da mekanizmasının arızalanmasına yol açıyor. Evet yanınızda taşıyabileceğiniz minik bir tornavidayla vidalar sıkıştırılabiliyor, ancak bu işlemin sık sık yapılması vida mekanizmasında 'yalamaya' yol açıyor ve gözlüğünüzü değiştirme gerekliliğine kadar gidebiliyor.

Gözlüklerinizi su, sabun ve mikrofiber bezle temizleyin.


Biliyorsunuz babam Mehmet San, Türkiye'nin ilk gözlükçülerinden biri. Küçüklüğümden beri kendisinden duyduğum müşteri tavsiyelerinden en önemlisi gözlükleri su ve bildiğimiz ev sabunu ile yıkamak. Tabi ki günümüzde lens temizleme için tavsiye edilen spreyler var ancak en basit yöntem gerçekten su ve ev sabunu.
Gözlüklerimizi lütfen kolonya vb alkol içeren maddelerle temizlemeyelim çünkü çerçeve ve lenslere büyük zarar veriyor, çerçeve ve lens kaplamalarında zedelenme meydana geliyor. Kurulamayı ise mikrofiber bezlerle yapabiliriz, sert havlu ya da kağıt havlulardan kaçınalım sık sık kullanıldıklarında çerçeve ve lensler de çizikler oluşturabiliyorlar.

Gözlüklerinizi sıcak ortamlardan koruyun.



Şahsımın da yaptığı en büyük hatalardan biri gözlükleri arabadayken torpido gözünün üzerine kılıfsız olarak bırakmak. Sıcak ortamlarda gözlük bırakmak yapılan yanlışların en çok zarar vereni. Güneş ışığına maruz kalan gözlükler -özellikle asetatlar- şekil değiştirip, eriyebiliyorlar. Araba ya da pencere camı ortamı daha da ısıttığından, gözlüklerimiz bildiğiniz işkenceye maruz kalıyorlar :) Bazı durumlarda geri dönüş neredeyse imkansız, dolayısıyla gözlüklerimizi devamlı kılıfında taşımak ve bu tür sıcak ortamlardan saklamak, kendilerinin ömürlerini uzatıyor ve şekil değiştirmelerinin ya da lens fırlamalarının önüne geçiyor.



Belli aralıklarla burun ve sap padlerini değiştirin.

Özellikle metal gözlüklerin burun ve sap padleri zamanla eskiyor. Yıl boyu maruz kaldığımız toz, ter, yağmur gibi etkenler genelde şeffaf olan bu silikon/plastik özlü maddelerin renk değiştirmesine ve zamanla da metallerin paslanmasına yol açıyor. Bu paslanmanın estetik kaygıların yanı sıra sağlığımıza olan etkisi de göz ardı edilemez derecede çünkü gözümüze ve kulaklarımıza en yakın yerde bakteri birikmesine yol açıyor. Bunların belli aralıklarla değiştirilmesi hem gözlüğümüzün daha yeni görünmesini sağlıyor hem de özellikle göz sağlığımızı koruyor.

19 Eylül 2017 Salı

BENİ KATEGORİZE ETME

Üzgünüm güneş gözlüğü, seni de kategorize ediyorum.
Hem de kesinlikle!
Evet, sevgili okuyucularım, güneş gözlüklerinin de kategorileri var.
UV filtreleri, ışık geçirgenliği başta olmak üzere güneş gözlüğü lensleri 0-4 arası sınıflandırılmış durumda ve güneş gözlüğü alırken hepimizin bu bilgiye ihtiyacı var. 
Genelde güneş gözlüklerinin bilgi kartlarında kategorileri belirtilir ancak siz de aşağıda vereceğim bilgiye dayanarak ilk bakışta kategorileri teşhis edebilirsiniz.
Bildiğiniz gibi güneş gözlükleri aynı zamanda bir moda aksesuarı ve farklı lenslerin kullanım yerleri ayrı.
Bu yazımda sizleri bu konuda biraz aydınlatmaya çalışacağım. Bu yazıyla bağlantılı olarak, polarize lens konusunda bilgilenmek isteyenler, Güneş Gözlüklerinde Polarize Polemiği başlıklı yazımı, tıklayarak okuyabilirler.

**

Kategori 0

Grey Ant'ın şeffaf gözlüğü


Bu tür gözlükler, şeffaf ya da çok açık renkli lenslere sahip güneş gözlükleridir.
Genellikle Kategori 0 gözlükler, koruyucu gözlüklerdir, daha çok gözün tozdan ya da parçacıklardan korunması adına mesleki amaçlar için kullanılırlar.
Bu tür güneş gözlükleri görünür güneş ışığının yüzde 80 -100'ünü geçirirler, lensleri açık olduğu için göz kamaşmasını önlemezler ancak kendi kategorilerinde uluslararası standartlara uygun UV filtrelerine sahiptirler.
Eğer günlük kullanım için tercih edileceklerse, bu tür şeffaf ya da çok açık lensler daha çok aksesuar amaçlı takılmalıdırlar. 
Trend takip edenler belki tahmin edebilirler, uzun süredir devam eden clear lens - şeffaf lensli gözlükler bu kategoriye girmektedirler.
Kategori 0 güneş gözlükleri, moda ve estetik açısından tercih sebebi olmakta ve dünyada bir trend olarak gittikçe yayılmaktadırlar.

Kategori 1

Açık lensli Gentle Monster

Kategori 1 gözlükler, açık renk lenslere sahip, güneş ışığının daha az etkili olduğu zamanlarda tercih edilen güneş gözlükleridir.
Bu tür gözlükler, görülür güneş ışığının yüzde 46 - 79'unu geçirirler ve Kategori 0 güneş gözlüklerinde olduğu gibi kendi standartlarında UV korumasına sahiptirler.
Kategori 1 gözlükler, yazın akşam ve sabah saatlerinde, kışınsa rüzgarda güvenle takılabilirler ve aynen Kategori 0 gözlükler gibi gece saatlerinde de aksesuar olarak kullanılabilirler.

Kategori 2

Koyu degrade lensler de Kategori 2'ye giriyor


İngilizce'de 'General Purpose' - genel kullanım amaçlı olarak geçen bu kategori güneş gözlükleri, ülkemizdeki gibi ortalama güneş ışığına maruz kalan yerlerde kullanılmak üzere tasarlanan güneş gözlükleridir.
Raflarda gördüğümüz çoğu güneş gözlüğü bu kategoriye girer.
Yüzde 18 - 45 aralığında görülür güneş ışığı geçirgenliğine sahip bu gözlükler, UV ışınlarından da yüksek decerede koruma sağlarlar.
Bu kategori gözlüklerin ortalama koyuluktaki lensleri, Kategori 1'den biraz koyu ancak Kategori 3'ten daha açıktır.
Güneş ışığına oldukça maruz kaldığımız özellikle öğlen saatlerinde, bu derecede lens koyuluğuna sahip güneş gözlüklerini güvenle takabiliriz.

Kategori 3

Ahlem'in koyu lensleri gözlüğü Kategori 3 yapıyor

Koyu lensli bu gözlükler, gerek görünen ışık gerekse UV bazında daha güçlü koruma sağlarlar. ,
Bu gözlüklerin lensleri, görünen ışığın sadece yüzde 20'sini geçirirler, yani yüzde 80 civarında bir bloklama söz konusudur.
Güneş ışığına daha fazla maruz kalınan dağ ve deniz ortamlarında tercih sebebi olan Kategori 3 gözlükler, karlı havalarda ve deniz yüzeyinden yansımalarda (özellikle spor yapanlar için) göz korumasına oldukça yardımda bulunurlar, daha teknik amaçlı kullanılırlar.
Dağ ve deniz sporlarıyla ilgilenenler için idealdirler.

Kategori 4

Daha çok dağ sporları için üretilen Category 4 Glacier gözlükler

Kategori 4 güneş gözlükleri ise, görünen ışığın gözümüze girmesine en az izin veren lenslere sahip gözlüklerdir. Bu gözlüklerin lensleri sadece yüzde 10 civarında ışık geçirgenliğine izin verirler, ancak bu gözlükler günlük kullanıma uygun değildirler.
Gözlükler sık sık takılıp çıkarıldığında, koyu lenslerinden dolayı göz bebeğimizin devamlı büyüyüp küçülmesine yol açar ve gözümüzü rahatsız ederler.
Bu kategori gözlükler aynı zamanda sürüş için de tavsiye edilmezler ancak dağ sporları ya da yüksek irtifada trekking gibi aşırı güneş ışığına maruz kalınan durumlar için oldukça uygundurlar.

**

Bu kısa bilgiyle umarım size yardımcı olmuşumdur. Biraz havada kalan 'Gözlüklerde güneş koruması var mı? sorusuna bu yazımla başka bir bakış açısı getirmek istedim.
Açık lensli gözlüklere hayran olan birisi olarak hatırlatmak isterim ki bu tür gözlükler ışığın büyük bir bölümünü geçirseler de kendi kategorilerinde UV korumasına sahiptirler ve özellikle Sonbahar ve Kış aylarında gözümüze çok yardımcı olurlar.
Bu tür havalarda Kategori 2 güneş gözlükleri gözümüze biraz koyu geldiğinden, açık lensli gözlükler önemli bir tercih sebebi haline gelirler; ayrıca da güneş gözlüğünün aynı zamanda bir aksesuar olduğunu unutmazsak, estetik açısında da stilimize oldukça yardımcı olurlar :)

22 Temmuz 2017 Cumartesi

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ DEĞİL MASKE: KUBORAUM




Almanya'nın en 'cool' markalarından biri Kuboraum..
Nasıl bunca zamandır yazmadım kendime şaştığım kalın asetatlarıyla meşhur marka, kişiliğimizin ve karakterimizin altını çizerek  'güneş gözlüğü' yerine maske tasarladığını ifade ediyor..
Maskeler hem yüzümüzü koruyor, hem de bir şekilde sığındığımız bir korunak haline geliyor. Kuboraum ürünlerle, kendi yakınlığımızla başbaşa kalıyoruz ve dünyaya iki lensten bakıyoruz..



Markanın hikayesi çok ilginç.
Kuboraum markası, Doğu ve Batı Berlin sınırında daha önce postane olarak kullanılmış bir binada doğmuş ve bina galeriye dönüştürülmüş..
Galeride yeni projeler doğmuş; bina bugün stüdyo, showroom ve Kuboraum'un mağazası olarak kullanılıyor. Kuboraum'un yeni maskeleri, bu ofiste hayal ediliyor ve uzman ellerde gerçeğe dönüşüyor..


Kuboraum maskeler, kişinin kendi algısını değiştiriyor. 
Bu maskeleri takan, kendilerini özgürleştirmeyi kabul ediyorlar.. Maskeler, marka tarafından kübik odalara benzetiliyor. Sınırları belli olan ve kendimizi rahat hissettiğimiz bu yaşama alanları, gözlük tasarımına yansıyor ve gözlüklerimizle kendimize güvendiğimiz bir dünyaya adım atıyoruz.. Gözlüklerde logo yok, çünkü maskelerin kendi gücü var..
Taktığınız anda maske değil kişiliğiniz ön plana çıkıyor, Kuboraum maskelerle ilişki yaşamaya başlıyoruz..


Marka bu sezon metal maskeler de çıkarmaya başladı. Daha çok çift çerçeve çalışan Kuboraum, metalde de iddialı.
Bu sene koleksiyonuna bronz katan markanın, sürprizi porselen burun pad'leri.
Berlin'deki ofiste harıl harıl çalışmaya devam eden Kuboraum ekibi, bakalım bize daha ne gibi yenilikler sunmaya devam edecek, hep beraber takip etmeye devam edelim ;)