Pegasus Havayolları - Çok Gezenler Kulübü ile gittiğim Amsterdam'dan izlenimlere devam...
****
‘Gözlük gurusu’ sıfatıyla Amsterdam’a gelince doğal olarak ilk işim
Amsterdam’ın gözlüklerini incelemek oldu. 'Amsterdamlılar nasıl gözlük
takar'dan tutun da, 'gözlük vitrinleri nasıl olur, ne tür markalar
satılır'a kadar derin bir sondaj çalışması yapmaya Pegasus uçağına
atlamadan karar vermiştim. Gözlük açısından Amsterdam’ı incelemek,
konuya farklı bir bakış açısı getirebilirdi.
Amsterdamlılar rahat insanlar, sadece bisiklet zili duyulan sokaklarda
şehir sakinleri oldukça huzurlu. Üstelik huzuru her köşe başındaki
coffee shoplarda değil, içlerinde bulmuş gibi geldiler bana. Herkes
kendi halinde, kimse başkasının derdinde olmayınca, kişisel moda daha
çok hâkim olmuş sokaklara. Belli bir akımın etkisi her yere
dağılmayınca, gözlük seçimleri de oldukça ilginç oluyor. İnternetten
yaptığım araştırmalarda Urban Eyewear
gibi dükkanların olduğunu biliyordum ancak Amsterdam’ın önerdiklerine
de hayır demeyecektim. T-shirtlerde bile gözlük fotoğraflarının olduğu
bu şehirde, ilginç gözlükçüler bulabileceğimi biliyordum.
Singel kenarında avare avare dolaşırken,
Singel Optiek’in tabelası gözüme çarptı. Nostaljik tabela, içeride zevkli bir gözlükçünün varlığına işaret ediyordu. Singel 280
(De 9 Straatjes)
adresinde ikamet eden gözlük dükkânının vitrinindeki rengârenk
çerçeveler içimi açtı, içeriye daldım. Bizdeki kahverengi siyah
çerçevelerden sıkılan ben, mağazanın sahibi ile tanışıp özenle seçtiği
modellere hayranlıkla bakarken, Hollanda’da en çok tercih edilen
markalardan birinin JK London
olduğunu
öğrendim. Oldukça uygun fiyatlı çerçeveleri görünce, tavsiye edilecek
ilk gözlükçüyü bulduğumu anladım. Amsterdam’ın karakterine uygun olarak
huşu içerisinde Singel Optiek’ten ayrılıp kendimi tekrar sokaklara
verdim.
Ağır adımlarla Singel boyunca ilerlerken, camı çerçeveyi indirdik şeklindeki Azijnman Opiciens
(
St. Antoniesbreestraat 140)’ın
kırık vitrinindeki 30 euro yazısı beni kendine doğru çekti. Kırık cam
ve bantlar başarılı bir pazarlama stratejisi mi diye düşünürken, satılan
markalara bakınca gerçek bir indirimle karşı karşıya kaldığımı anladım.
Blogu'mda zaman zaman yazdığım bir çok markanın süper modelleri,
üstelik bayağı bir indirimle Amsterdamlılar’ın hizmetindeydi. Helal
olsundu!
Azijnman’ın beleşe sayılacak fiyatlarından esas işim olan maziye
dönmeye karar veren ben, vintage gözlüklerle tanışmaya hazırdım. Birkaç
vintage dükkana girip çıktım. Amsterdam’ın vintage dükkânları oldukça
fazlaydı ancak vintage gözlük konusunda Kloveniersburgwal 37 adresindeki
Lady's Wish en
iyisiydi. Cansız mankenlerle yapılan vintage gözlük kombinasyonlarına
ve özellikle vintage gözlük fotoğraflı saate bayıldım. O saati neden
almadığımı hala anlamış değilim ancak vintage gözlük konusunda hala
tatmin olmamıştım.
Vintage gözlük işinde Amsterdam’ın bir numarası sayılan Urban
Eyewear’da aslıma dönmeye karar verdim. Elimde ipad, google map'e baka
baka başı dönen ben, bir sağa bir sola derken en sonunda Herenstraat 5
üzerindeki Urban Eyewear
’a
ulaşma başarısını gösterdim. Kendinden emin olarak içeri girdim, ne de
olsa bir gözlük gurusuydum, gururla kendimi tanıttığımda yere göğe
sığdırılamayacağını düşünen ben, bir fotoğraf bile çekme izni
alamayınca, üzgün üzgün gözlüklere bakınmakla yetindim. Urban
Eyewear’da, ülkemizde satılmayan birçok markanın gözlüklerinin yanı
sıra, vintage gözlükler de çok iyiydi. Burası Amsterdam’ın hip
gözlükçülerinden biriydi, iyi ki de gelmiştim ancak benim aklım hala
sandıklardan çıkacak binbir çeşit eski gözlükteydi. Bir yerlerde
vardılar ancak nerde?
Şansımı ilk olarak Waterlooplein’ın arkasında kurulan Bit Pazarı’nda
denemeye karar verdim. Tezgâhların arasında dolaşırken tek tük eski
gözlük görmenin verdiği hüzün anlatılamazdı. Hayal kırıklığına
uğramıştım. Neredeydi yaşlı gözlükler? Moralimi bozmadan, şansımı
Amsterdam Halk Pazarı Albert Cujp’da denemeye karar verdim. İç
çamaşırından şampuana, terlikten şapkaya her şeyin satıldığı bu pazarda,
gözlük de muhakkak olmalıydı. Gözlük peşinde şehri tavaf eden ben,
yorgunluğuma aldırmadan Ipad’im eşliğinde Albert Cujp’a doğru yürümeye
başladım. Hızlı adımlarla kanalları atlayarak en sonunda hedefe
ulaşmıştım, kendimi kalabalığa verdim. Standlarda evet her şey vardı,
gözlük de, ancak hepsinin yeni olduğunu görünce bir ağırlık çöktü,
kendimi acil olarak meyve suları standına verdim ve başladım
höpürdeterek gezmeye. Queens Day turuncusu gözlükler, plastik kafalara
ruh katan çerçeveler ve yüzlerce güneş gözlüğünün asılı olduğu stantlar
davetkardı. Avrupa’da UV’siz güneş gözlüğü satılmaz diye düşünüp
gözlükleri inceledim. Oldukça ucuza alınabilecek plastik ve ilginç
modeller yok değildi. Üstelik bazıları oldukça kaliteli duruyordu,
gözlük rotasına Albert Cujp’u eklemeye karar verdim ancak emektar
gözlükler hala ortada yoktu!

Amsterdam’ın ilginç bir tarafı, eğer şansınız iyi giderse, her köşe
başında şifresi olamayan bir Internet ağına bağlanabiliyorsunuz. Vintage
gözlük bulamasam da teknoloji yanımdaydı. Albert Cujp’un ortasında yere
çöktüm ve bulabildiğim beleş ağla gezinmeye başladım. Bir çok web
sitesine girip çıktıktan sonra sabreden derviş muradına ermiş
felsefesine uygun bir link gözüme çarptı:
http://www.brilmuseumamsterdam.nl/brilmuseum.htm
İstikamet orası!
www.cokgezenlerkulubu.com'dan alıntıdır.